Search
  • Sinem Soydar

Kalbimin 4 Mevsimi

Updated: Mar 17


Sabah 5:30’da uyandım bugün, dün geceden biyolojik saatimle yaptığım sessiz anlaşmayı bilmeden. Gece yatmadan önce; sabahları kendi kendime kaldığım süreden ne kadar mutlu olduğumu düşünmüştüm. “Keşke daha erken kalkabilsem o zaman dakikaları geri saymak zorunda kalmam” demiştim icimden. Ve bedenim, beynim beni duydu ve işte güneş doğmadan uyandım.


Geceden aklımda bir yazı yazmak vardı ve şimdi bu yazıyı rahatlıkla yazabilecektim, çünkü her şeyimle bunu istediğimi farkediyordum.


Bir önceki gece uyumadan az önce kelimeler kalbimde gezinmeye başladı, paylaşmak istediklerim gözümün önünde belirdi. Unutmak istemedim çok güzellerdi. Yenice bitirdiğim “Simyacı” kitabının ilk sayfasına kelimelerimi yazdım, kitaptan aldığım mesajla alakalı mı emin olamadan.


Kitaplar benim için kıymetlidir, çok sevmem alakasız notlar almayı kitaplarımın üstüne. Mesela, altını cizerek okumaya hala alıstıramadım kendimi, o yüzden de dün gece o kelimeleri yazarken kitaba, bir yandan da kalbime kazıdım.


“Hayatı anlamanın kendisi mi yoksa anlamak için sorduğun sorular mı daha cok aydınlatıyor yolu?”


Sorum öz keşif yolculuğumdan doğuyor. Su an bu satırları okuduğunuz platform www.orbitinus.com yolculuğumun bir durağı. Sitenin ana sayfasında da yazıyor, “Hepimiz hayatın anlamını arıyoruz” diye. Ne kadar derin bir amaç değil mi, varacağımız yer ne kadar da huzurlu, tatminkar olmalı.


Huzurlu? Varacağımız yer? Ah be Sinem, ya varamazsak? Olduğum yerden varmak istediğim yer o kadar uzak geldi ki, hayati anlamak icin yapmam gereken onca şeyi düşününce, “hayatta olmak istediğim ben”e ulaşmam imkansız göründü bir anda.


Kafamın içindeki kakafoniyi susturdum. “Dur bi dakka ya, sakin ol. Odaklan Sinem” dedim. Kendime o basit soruyu sordum “Sen bir gününü nasıl geçirmek istiyorsun?” Cevaplarım vardı bu soruya, nedenlerim de hazırdı, onları da yazdım. Sonra kaynaklarıma baktım, neydi yükümü ağırlaştıran; ya da beni yolumdan alıkoyan. Kafamı temizledim. Yolumu açtım. Yapılacaklar bitmiş miydi, hayır. Ama başlamıştı, ve başlamak da iyi bir başlangıçtı.


Kendi kendime yaptığım bu ve benzeri sohbetler; ruhumun küçük depremleri gibi..Ufak ufak sallıyor, biraz korkutuyor ama sanki dipte birşeyler yerine oturuyor. Oralardan küçük aydınlanmalar doğuyor.


Ben de doldurdum aydınlanmalarımı bir kutuya, vardım koçumun kapısına, döktüm bulduklarımı önüne. İnceledik tek tek aydınlanmalarımı, kimisini sevdim yine görünce. Kimisini tam anlamadim. Sonra yine soru sorduk bana koçumla.


Sorular geldikçe, içimde rüzgarlar esmeye başladı. Mevsimlerim değişmeye meyletti. Güzüm kışa, kışım bahara döndü. Yağmurlar gözümden yaşlarla indi. Ama gerçek anlamıyla günün sonunda mevsimim bahar oldu. Biraz yorgun, biraz aydın..


Akşam olup, el ayak çekilince, düşündüm biraz daha..Bir günün içine sığan bunca tecrübe, bir ömre bedel soruların sonucuydu. Çok güzeldi, çok özeldi. Sırf, henüz hayatı anlamadım diye üzülecek değilim ya benim sorularim var kendime, beni aydınlatan sorular, mevsimlerimi değiştiren sorular.


Yazıya iliştirdiğim fotoğraf, benim bahar halimden. Biraz yorgun, biraz aydın.

İlham olması dileğiyle.


161 views0 comments

Recent Posts

See All