Search
  • Sinem Soydar

Üşengeçliği Nasıl Yeneriz?



Günlük rutinler içinde yapmak istediklerimizi ya da yapmamız gerekenleri ertelediğimiz, bir türlü niyet edip halledemediğimiz pek çok şey oluyor değil mi? Ya kendi kendimize, ya da bizi tanıyan birine en az bir kez kurduğumuz cümleyi şuraya koyayım; “ Yapasım var ama çok üşeniyorum”

Google’da Üşengeçlik kelimesi ile arama yapınca tembellik, erteleme, ataletten kurtulma ve zaman yönetimi gibi kelimelere rastlıyorsunuz. Ben bu yazıyı yazarken “Kendimizi nasıl motive ederiz?” sorusuna yanıt vermeye çalışacağım. Yazarken de iki eksen üzerinden ilerleyeceğim:

  1. Yapmak istediklerimiz, yapmak zorunda olduklarımız

  2. Kaynaklarımız

Yapmak istediklerimiz, yapmak zorunda olduklarımız:

Bu yazıda kendimden örnekler vermenin yerinde olacağı kanaatindeyim. Sanırım geniş bir kitle ile de örtüşecek profilim. Beni tanımayanlara kendimden bahsetmem gerekirse, 5 yaşında bir oğlum var, evden yoğun çalışan bir anneyim. Evimizde sürekli bir yardımcım yok.

Yapmak istediğim pek çok şey olduğu gibi yapmam gereken de bir sürü şey var. Ya da ben böyle düşünüyorum diyelim..

Aslında kendimize vazife edindiğimiz işlerin bir kısmı, sandığımız kadar öncelikli olmayabilir ya da gerçekten bizim isteklerimiz olmayabilir. Örneğin, süpermarkete büyük alışverişe o akşam gitmenize gerek olmayabilir, çünkü aslında acil ihtiyacınız olan 6 yumurtayı köşedeki küçük marketten alabilirsiniz.

Ya da aslında saçınız o kadar da uzamamışken (ve sizi rahatsız etmezken), sırf eskiden kuaföre ayda bir gittiğiniz için saçınızı evde nasıl keserim derdine girmiş, eşinizden yardım istiyor olabilirsiniz.

Bu örnekleri verirken, mesajım aslında ”Boşverin canım bazı şeyleri, yan gelip yatalım” demek değil tabi 😊 Ama büyük bir ihtimalle, elimize alıp okuduğumuzda yepyeni bir perspektif kazandıracak o kitabın yerine, ”Ah markete gitmek lazım” ”Ah saça bak ne hale geldi” deyip kendimize üzülüyor; üzerine de hiçbir işin içinden çıkamayıp elimizi telefona götürüyoruz. Hayır böyle olmuyor diyen aşağıda yorum kısmına yazsın lütfen 😊

Kendimizi önceliklendirme, kendimize öz saygı gösterme ve nihayetinde bize iyi gelecek seçimler yapma hayat yolculuğumuzdaki çok önemli farkındalıklar. Bize atanan, ya da ailedeki rolümüz gereği bizden beklenen çok şey olabilir. Ama bunları yaparken, bize ve önceliklerimize katkısını da farkında olmamız lazım.

Öyle ya da böyle zamanımızı, fiziksel ve mental enerjimizi ihtiyatlı kullanmamız gerektiğini hepimiz farkındayız. Bu durumda, bir ekonomist gibi yaklaşıp sınırsız isteklerimizle sınırlı kaynaklarımızı dengelememiz gerekiyor. Yani neyi önceliklendireceğimizi iyi bilmemiz lazım. Lütfen kalbinize ya da iş listenize yeni bir madde eklerken, bunu gerçekten istediğinizden veya gerekli gördüğünüzden emin olun. Hatta mümkünse kendinize bir defter edinin, kalbinizden geçen isteklerinizi alt alta yazın, faydalı olacağına bahse girebilirim. Hadi gelin şimdi isteklerimize ulaşmayı mümkün kılan kaynaklarımızın ilkine bakalım: Niyet!


1. Niyet: Her şeyin başı. İstediğinizde nasıl güzel yapıyorsunuz değil mi? Hem daha özenli davranıyorsunuz, hem yaparken çok daha motive oluyorsunuz, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Üstelik niyetin bir de sezgisel gücü var. Eğer gerçekten kalbinizden isterseniz, kendinizi yapmak istediğiniz şeyi yaparken hayal ederseniz, evren size yardım ediyor.

Şimdi söyleyeceklerim biraz karışık gelebilir ama bir dakikanızı ayırın: Evrenden gelen destek aslında sizin beyninizle gönderdiğiniz enerji ile tetikleniyor, çünkü tüm evren BİR. Hepimiz sisteme görünmez bağlarla bağlıyız ve aklımızdan geçen bir düşünce ile hareketi başlatabiliyoruz.

Bu sezgisel ağın, anatomik bir tetikleyicisi de var. Beyin kimyasalları: Bugün pek çoğumuzun ismini en az bir kere duydugu serotonin, dopamin, endorfin ve oksitosin kimyasalları günlük hayatımızda dengemizi fazlasıyla etkiliyor.

Ortalama sağlık koşullarında isek, beyin kimyasallarını kendi hayrımıza kullanabilir ve içimizde bir nevi enerji patlamasi yaşayabiliriz.

Sağlıkla ilgili öneri verecek yetkim yok, ancak bana iyi gelenlerden örnekler vererek 2. kaynağımıza geçiyorum:


2. Bedensel ve zihinsel sağlığımız: “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözünü, ne güzel söylemiş Atamız. Herşey kafada bittiğine göre, motive olabilmek için öncelikle sağlam bir vücuda sahip olmamız gerekiyor.

  • Vücuda zararlı olduğunu bildiğimiz yiyecek ve içecekleri tüketmeyelim (Şarabı fazla kaçırdığımız akşamın sabahı hangimizin canı işe gitmek ister ki?)

  • Ya da kan şekerimize eziyet eden, ikinci beynimiz olan bağırsaklarımızı mutsuz eden glutenli, şekerli ve hayvansal süt, peynir gibi ürünleri tüketmesek nasıl olur? Kendinizi ne kadar konforlu ve enerjik hissedeceğinizi hayal edebiliyor musunuz?

Bu vesile ile mutlu bağırsaklar için probiyotiklerin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak isterim. İhtiyaca gore ev yapımı turşu ve yoğurtlarla edinebileceğiniz gibi, destek ürünü olarak da temin edebilirsiniz. Tabi muhakkak bir uzman görüşünden faydalanın ve doğru ürünlere yönelin.

  • Peki ya bir de akşam yemeğini erken yesek ve güneş battıktan sonra yiyecek tüketmesek; vücudumuzun dünyayla iletişimde olmasına izin versek ve akşam saatinde yavaşlasak.

  • Ve tabiki bu sayede erken yatabilsek. Kaliteli bir uykunun bağışıklık kazanmamızda, duygusal olarak regüle olmamızdaki etkisini yadsımamamız gerekir. Üstelik sabahları erken kalkıp sadece kendinize ve yapmak istediklerimize zaman ayırabilsek; ne güzel olurdu değil mi?

Örneğin benim günlerim ortalamada sabah 6’da başlıyor. Saat kurmuyorum, gün ışığının odaya girmesine izin veriyorum. 7:30’da ev halkı uyanana kadar kitap okuyor, iş için yetiştirmem gerekenlere bakıyor, yazı yazıyor, koşu ya da yürüyüşe çıkmaya çalışıyorum. Durumuma göre karar veriyorum. Birini yaparken, ah neden diğerini yapmadım demiyorum. “Bugün kitap okuyayım, yarın koşuya çıkarım” diyorum. Kendime seçim şansı veriyorum. Ama aynı zamanda kendim için yapmam gerekenleri unutmuyorum. Kendimden vazgeçmiyorum.


3. Zaman: Şimdi de dünyadaki en pahalı, en eşsiz kaynağa gelelim. Zaman! Zaman yetmiyor değil mi? Tam bulaşıkları toplayacakken, çocuk üstünü ıslatıyor, çocuğu giydirirken, dağılmış oda bu sefer sizi darlıyor. Hepsini yapmaya kalksanız akşam yemeğine zaman kalmayacak değil mi? Evet, sanki her dakikayı planlamak gerekiyor. Mümkün mü, tabi ki değil! Hadi gelin önce yapması zevkli olmayan ama yapılması gereken işlere bakalım:

Gözümde büyüyen pek çok işe lanet okumadan önce, aslında kaç dakikamı alacağını düşünmeye çalışıyorum. Kendime soruyorum, bu bulaşık makinesini kaç dakikada boşaltabilirim – 5 dk. Bu süreyi idare edebilir miyim? Eger cevabım evetse, o işe başlıyorum ve anda kalarak, maksimum odakla o işi en kısa zamanda bitirmeye calışıyorum.

Ya da okunup yorumlanması gereken bir raporu, kac dakikada okuyabileceğimi hesap ediyorum. Örneğin 20 dk alacaksa, bu süre boyunca cep telefonumun ekranını görmeyeceğim bir yere koyuyorum ve 20 dk sonra için kendime bir ödül veriyorum. Çay içmek, 5 dk instagramda vakit geçirmek gibi.

Kendinizi ödüllendirmek onemli bir tetikleyici, neden derseniz yine beyin kimyasalları! Dopamin “Ödül kimyasalı” sizin kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor. Bu his bir işi bitirdiğinizde, küçük başarıları kutladığınızda, kendinizi geliştirecek faaliyetler yaptığınız ve yemek yediğinizde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla kendinizi doğru yöne kanalize edebilirseniz, tık tık listenizdeki bütün işleri bitirebilir ve bunun hazzını yaşayabilirsiniz. Eğer seçiminizi yemek yapmaktan yaparsanız, mutlu olmak için yemeğe başlar bu sefer de sağlığınızı kaybedersiniz. Hayatta bize iyi gelecek seçimler yapabilmemiz ne kadar önemli, değil mi?


Öte yandan bir unsuru kaynak olarak listeme eklemedim, o da PARA. Evet, yapmak istediğimiz bazı şeyler için para da gerekli. Yani hayaliniz paraşüt atlayışı yapmak ya da scuba dalış eğitimi almak ise bütçeniz olması lazım. Ama sizce gerçekten bu hayallerinizi gerçekleştirmeniz gerekse, ilk eksikliğini hissedeceğiniz şey para mı olacak? Sanmıyorum. Çoğu zaman finansal durum, baş engel olarak kendini gösterse de aslında biraz mazeret gibi hayatımıza giriyor. Bu genellememi bozacak örnekler aklınıza gelebilir, ancak istisnalar kaideyi bozmayacaktır.

Bu noktanın en güzel örneklerinden birini Sinan Canan, Değişen Beynim kitabında aktarıyor. Küçük yaşlarda gitar çalmaya heves etmesi, ancak babasının gitar almaya ikna olmaması, çok uzun bir süre bir tahta parçasını hayali gitarı olarak görüp, onun üzerinde alıştırmalarını yapması filmlerde seyredebileceğimiz bir hikaye tadında. En sonunda gitar sahibi olduğunda ise muhteşem kısa bir zamanda kullanmaya başlaması; gerçek motivasyonun imkansızı mümkün kıldığının tatlı bir göstergesi. Kitabı okuyun diye bu harika anekdotu özellikle kısa anlatıyorum, eminim kitabı çok seveceksiniz!


Artık hazırsak biraz da çözüm perspektifinden bakalım. Benim genel yöntemim en kısıtlı kaynağım olan zaman ekseninden başlamak yönünde. Zamanı iyi kullanmak için bildiğim en iyi çalışan yöntem “planlama”. İş hayatında da çokça geçer hangi iş acil hangi iş önemli, değerlendirme açısından önemli iki kriter, üzerine hangi iş ne kadar zaman alır ne kadar değer yaratır ise “agile” (çevik) iş yapış biçiminden örnek aldığım önceliklendirme yöntemlerinden.

Günlük hayat örneğinden gidersek, ertesi sabah mutfağı kullanacağım için akşamdan toplu bırakmaya çalışıyorum. Sabah muhakkak herkesten erken kalkıp, yüzüme kremimi sakince sürerek ya da koşuya çıkıp kendime hakettiğim özeni gösteriyorum. Çamaşır yıkama işini hafta içine asla bırakmıyor, iş günlerine ekstra parameter eklemiyorum. İş hayatımda muhakkak yazarak önceliklendirme yapıyorum. Yaptığım işlerin üzerini renkli kalemlerle çizerek kendime başardığımı gösteriyorum.

Hayattaki önceliklerime gore planlarımı yapıyorum; oğlum, ailemden önce gelen hiçbir şey yok. O yüzden gerekirse bir toplantıya oğlumun dersinin bitmesini arabanın içinde beklerken giriyorum. Ve bunu da planlıyorum.

Kendimde gördüğüm şey, planlama yaparsam ve kendi beklentimi yönetirsem hayatı karşılamam ve hayal kırıklıklarımı yönetmem daha kolay oluyor.


Yapmamım bana faydalı olduğunu bildiğim şeyler içinse rutin oluşturmaya çalışıyorum. Sadece bana ait olan zamanlarda yazıyor ya da koşuyorum. Havamı değiştirmek istediğim molalarda okuyor ya da izliyorum. Bu tercihlerimi rutinleştirmeye çalışıyorum. Yani 2 toplantı arasında dikkatimi yazı yazmaya vermediğim gibi, sabah kalkar kalkmaz youtube’da video seyretmiyorum.


En en önemlisi ise disiplin! Çok sevgili ultra maratoncu ve spor koçu Seda Nur Çelik'ten duyduğum bu cümleyi sizinle de paylaşmak isterim: “Her zaman motivasyonunuz olmayabilir, o gün canınız sıkkın olabilir ama disiplininiz o koltuktan sizi kaldırır ve size o antrenmanı yaptırır. Ve çok büyük ihtimalle, antrenman sonrası iyi ki yapmışım, dersiniz”


Son bir hatırlatmayı da ebeveyn olan okurlar için yapmak isterim. Çocuklarımıza şimdiden güzel alışkanlıklar kazandırmak, hayatlarına kaliteli rutinler eklemek; onlar için çok çok kıymetli. Yine kendimden örnek vererek (annem kızacak, ancak yapacak birsey yok 😊 ) geçmişte yaşadığım zihinsel ve duygusal dalgalanmayı paylaşacağım.

Ailemin ilk çocuğu, anneanne evinin de ilk torunu olduğum için ziyadesiyle şımartılmış olduğumu tahmin ediyorum. Ufak tefek işleri yapmam için hiç cesaretlendirilmedim, evde tabiri caizse tabağımı yerinden zor kaldırırdım. Sırf daha cok ders çalışayım diye her şey önüme hazır gelirdi. Zaten ev işlerinde becerikli olmam benden beklenen bir vasıf değildi. Sonraları sanırım ”koca kız” olmamdan dolayı annemden şu lafı duymaya başladım “iş olduğunu bilsen dünyaya gelmeyecekmişsin” Birden ev işi yapmamam eksi yazan bir kritere dönüşmüştü. Üstüne 16 yaşımda makarnayı soğuk suya atarak haşlamaya çalıştığımda annemin hatıralarına benim beceriksizliğimle ilgili harika bir an daha eklemiş oldum 😊 O zamanlar egomun üzerinde zıplayan bu konuların 40 yaşımı aştığım bu zamanlarda bile beni avlamaya çalıştığını söylemem lazım, neyse ki artık bu konudaki farkındalığımla duygularımı yönetmeye çalışıyorum. Kıssadan hisse, çocuklarımızı kendilerine yeten, günlük hayatlarını yönetirken ayak sürümeyen kişilere dönüştürmek bizlerin elinde. En iyi yöntem ise örnek olmak ve çocuklarımızı gerçek hayata dahil etmek.


Motive olmak, üşengeçlik yapmamak içimizdeki hayat enerjisinden, deneme ve öğrenme iştahımızdan geliyor. Hayatta beklemediğimiz bir sürü şey olurken, motivasyonu korumamız zor ama imkansız değil. Bize ilham olacak pek çok işaret, rol model olacak pek çok kişi etrafımızda.


Lütfen şimdi kafanızı kaldırın, derin bir nefes alın ve kendiniz için ne yapabileceğinizi düşünün. Yanıt çok kısa sürede zihninize düşecek. Eğer mümkünse, unutmamak için not alın, bir deftere, yoksa telefonunuza notunuzu ya da sesinizi kaydedin.

Sakin anlarınızda notlarınıza tekrar bakın, isteklerinizi gerçekleştirdiğinizde nasıl hissedeceğinizi hayal edin. Bedeninize yayılan başarma enerjisini hissedeceksiniz. Tam da o anda vücudumuza yayılan o enerjiyle, sizi istediğinize yaklaştıracak birşey varsa hadi onu yapın. Başucunuzda bekleyen kitabi okumaya baslayin, resme baslamaniz icin gereken malzemeleri ısmarlayın ya da dışarıya 10 dk.lık bir yürüyüşe çıkın. Bir başlayın, bence gerisi gelecek 😊


İlham olması, iyi gelmesi dileğiyle!


576 views0 comments

Recent Posts

See All